MÜZİK ve Heyecanlarımız; Müzikle Tedavi
Müzik ve Heyecanlarımız
“Eğer “kat’iyet”lerle başlarsak, ‘şüphe’lerle biteriz,
fakat eğer ‘şüphe’lerle başlarsak, sebatlı olursak,
‘kat’iyet’lerle sonlanırız.”
Bacon
Önce size ünlü Dr. Emil A. Gutheil’in <Müzik Araştırma Fonu Başkanı; Psikoterapi Araştırma Enstitüsü Başkanı; Amerikan Psikoloji Dergisi sahip ve başyazarı Dr. Emil A. Gutheil’in, yukarki ismi taşıyan kitabının özetiyle başlayacağım, sonra diğer kaynaklar ve kendi deneyim ve hislerimi ifade edeceğim.
Musiki’nin insan heyecanları üzerine olan etkisi uzun zaman deneysel olarak araştırılmıştır. Çok miktarda, hünerli olarak yapılmış gözlemler, okul-
larda, muayenehanelerde, hastanelerde ve endüstri merkezlerinden derlenmiş; bu bulgular, müziğin insan vücudunun fizyolojisi, beyni ve onun fonksiyonları üzerinde yaptığı etkiler yakından tetkik edilmiştir.
Bu gözlemler esas alınarak, müziğin, dolaşım, solunum ve diğer sistemler üzerinde birtakım psikosomatik tepkiler meydana getirebileceği ve halkın büyük bir kısmında, mizaç-huy ve diğer psikolojik ögeleri etkileyebi-
leceği kabul edilmiştir. Araştırmalar, musiki’nin gerektirdiği şekillerde uygulandığı takdirde, süportif (yardım edici, tamamlayıcı) psikoterapi tekniğinde kat’i olumlu bir rol oynayacağı sonucuna vardılar.
Böylece, nisbi bir kolaylıkla uygulanabilecek bu araç, geniş mik-tarlardaki hastalara şifa için sunulabileceği düşünülerek, musikişinastlara mesleki çalışmalarında yeni bir çalışma alanı açacağı gibi, tıbbi mahfillerde ve halk arasında çok ümitvar bir duygunun gelişmesine neden olabileceği ciddiyetle düşünüldü ve umuldu.
Mamafih bu şevk, musiki’nin uygulanmasına ait ‘prensipler’ ve kişisel tedavi deneyleri için gereken ‘müzik ve insan materyali”ne ait birtakım soru-
lar sorulmaya başlandığında, başlangıçtaki hararetini biraz kaybeder gibi oldu. Nedenini görelim.
Sanatçı: “Biz, müziği size uygulamayı düşünüyoruz,” dedi.
Eleştirici: ‘Musiki?’, ‘Ne musikisi?’ diye yanıtladı; ‘melodi mi?’, ‘ritm mi? harmoni mi? ton mu? overton mu? perde mi? form mu? ses mi? alet mi? solo ya da koro sesini kastediyorsunuz? Musiki’yi ‘dinlendiği’ gibi mi, yoksa ‘uygulandığı’ gibi mi anlıyorsunuz? Yoksa, dans veya marş müziği, halk türküleri ya da klasik müzik, bir Amerikan kızılderili annenin yavrusuna söylediği ninni ya da dünyaca ünlü bir bestecinin bir senfonisi’nin tamamından veya küçük bir kısmından bahsediyorsunuz? O takdirde ‘ne kadar bir parçası?’
Sanatçı: “Biz, musiki’nin, insani yaratıklar üzerindeki etkilerini, kayde değer düşük bir ton’la incelemek istiyoruz,” diye yanıt verdi.
Eleştirici -Alaylı bir ton’la-: ‘Bu deyimle: (1) fiziksel, ruhsal bir yanıt <yani, herhangi bir sesle, bir anda işitilen, fakat esasında daha tiz veya pest de olabilecek tek bir ses ve tek bir tepki>mi; yoksa (2) <’davranışçı-behavioral’: Sosyal, eğitsel, taslakçı, kantitatif (kemiyet-sayısal) veya kalitatif (keyfiyet-niteliğe ait) bir tepkiden mi bahsediyorsunuz? veya (3) ‘bütün’e şamil <entegratif>, yoksa (4) <synesthetic-secondary sensation-ikincil duyular-tali hissiyet> den mi söz ddiyorsunuz? Bilirsiniz ki, bu kabil ‘his’ler, başka cinsten hislerle beraber olarak görülebilirler. Örneğin birçok şahıslar her duygu hissini, ona refakat eden bir ‘görme’ hissi ile beraber alırlar; örneğin, ’sol’ tonu kırmızı veya ‘re’ tonu’nun mavi renklerle beraber sezileceği gibi. Güncel yaşamımızda, normal -hatta üstün- zekalı kimselere bile: “’saçma… bu ne biçim etki-tepki araştırması böyle?” diye sorulara neden olabilecek ‘şüphe’ler, yazımızın başlangıcında, Bacon’ın sözlerini yakından incelediğimizde, gerçek bilimin, ancak şüphe, soru ve sebatlı çalışma sonucu artık güvenilebilir, yeni sorular sormaya gerek yok sonucunu ortaya çıkaracak veri tohumlarıdır. Her neyse, araştırma yaparken, şüphe ve sonuçları karşılıklı değerlendirme sürecini yorulmaksızın yürütmek, mantıki ve afaki kararlar vermemek gerekir.
Diğer yandan, hiç şüphe yok ki, ‘iş’ yapılmalıdır. İnceden inceye hesaplanmış ve sahih olarak kontrol edilmiş deneyler, iki -birbirinden ayrı- esaslı araştırma alanında: “Müzik” ve “İnsan aklı” esas olmak üzere, çeşitli düzeylerde, deneysel olarak çalışabiliriz.
Müzik eğitimi almış birçok psikiyatr’lar ve psikiyatr kafalı müzisyenler bu tür araştırmayla halen meşgul olmaktadırlar. Onlardan bazıları daha temel problemlerle, örneğin müziğin ‘analjezi’, ‘yorgunluk’, ‘adale tonüsü-nabız ve solunum sayısı’ gibi ‘ölçülebilir’ algı ve olgularla ilgilenmektedirler. Deneye tabi tutulanlar arasında, ‘normal’ ve ‘anormal şahıslar’ın, ergin ve çocuklar’ın da bulunduğunu anımsatalım.
Yukarda bahsettiğimiz çalışmaların sonuçlarını yorumlamak için, daha çok erken bir safhada bulunuyoruz. Fakat bir sonuç, daha şimdiden çok belirlidir: Yukarda sorulan soruların izlenmeslerine yönelecek ileri bir araştırma, şu noktaları dikkatle kale almalıdır:
1) Proje, ‘uzun bir zaman’ı temel alan bir planla başlamalıdır;
2) Proje’yi, küçük küçük birçok parçalara ayırıp, herbirini kendi
özerklikleri içinde yürütmeliyiz;
3) Çok titiz ve yılmak bilmez bir şekilde, ‘kontrol’ süje’leriyle, ayrıntılı
bilgileri derlemek zorundayız;
4) Bütün memleketi kapsayan (U.S.A.), hatta ulusal sınırların ötesine
uzanacak bir “araştırma grupları şebekesi” kurarak, bilimsel bulgu-
ları haiz veri’leri, birleştirerek, sağlamlaştırarak, onları, müziği,
yakın bir gelecek’te, güvenilebilir-ölçülebilir-deneysel olarak tekrar
başka bir yerde uygulanabilir (yani: bilimsel) bir tedavi yöntemi
olmaya hizmet edebilecek bir bilgi mozayiği haline getirmeliyiz.
Ancak o zaman, bütün plan, yani, iyi gözlemlenmiş ve kayıt edilmiş ‘ klinik gerçeklerin’, namı diğer: “Müzik Terapisi”nin, bu konuda rafları dolduran alelade nazari yansıtmalarla dolu kitaplardan daha anlamlı,
daha yararlı olabileceğine inanacağız.
Bu kitap, üç önemli gayeye yönelmiştir:
(1) Okuyucuya, müziğin heyecan-duygu’larla olan ilişkilerini, geniş anlamda
takdim etmek;
(2) İlim adamlarının araştırmalarını, probleme uygun bir şekilde yaklaşmak
gayesiyle, ana hatlarını net bir şekilde belirtmek; ve,
(3) Özel müzik dürtü’lerine (stimulus) bağlı olarak oluşturulmuş mizah-huy
değişimleri hakkında yapılmış iki geniş araştırmanın sonuçlarını vermek.
Frances PAPERTE ve arkadaşlarının “Walter Reed General Hospital” da bir hasta üzerinde yaptıkları öncü araştırmalar, müzik ve heyecani (teessüri) durumlar arasında yakın bir bağ bulunduğu konusunda inandırıcı sonuç vermiştir. CAPURSO’nun bundan esinlenen geniş çaptaki araştırmaları
tabir caizse ‘normal’ kabul edilen topluluklara da uygulanacak. Biz de aynı tür, yüksek düzeyde yapmayı planladığımız araştırmaya katılacak kimseleri kliniğimize davet ediyoruz. Bazı hususlar saklı kalmak şartıyla, toplanmış olan materyal, bu alanda çalışanlara esastan bir yardım olacağı gibi, “Capurso Listeleri” olarak bilinen psikolojik değerleri havi müzik seçeneklerinin bir indeks’ini sunmakla, Dr. Capurso bu alanda bilimsel ve aynı zamanda reçete gibi pratik, kolaylıkla uygulanabilecek bir liste sunumuyla gerçekten çok değerli bir hizmette bulunmuş oluyor. Zira, bizler, tüm gayretlerimize karşın, halkın genelinin bizlerden hemen işleyen, mükemmel tedavi reçeteleri beklemesinden doğan aşırı sıkıntının ve baskının olumsuz ağırlığı altındayız. Kendimizle birlikte bu alanda çalışan herkese biraz sabır telkin etmekteyiz. Bizlerin de zeki ve sempatik aydınların desteğine gereksinimiz var.
Kitabımızın son kısmı da, “Music Research Foundation-Müzik Araştırma Kurumu”nun, geleceğe ışık tutmak gayesiyle yaptığı araştırma projelerini, konuya kendilerini yakın hissedenlere bir teselli ve umut vermesi gayesiyle ayrı bir önem taşımaktadır.”
*
Müzik ile terapi konusunda son on yılların en önemli ve aydınlatıcı kitaplarından biri de, Leslie BUNT’un, Routledge Basımevi (London-New York) tarafından 1994′de basılan “Music Therapy-Musiki Tedavisi”dir. Bunu da meraklı okuyucularımıza, bir özet halinde sunmayı bir zevk tellakki ediyoruz.
“Müzik ruhun gıdasıdır” çocukluğumuzdanberi Türkiye’de de bir ‘motto’ olmuş slogan’dır, ama bu ‘gıda’nın nasıl kullanılacağı, ‘neyin, kime ne şekilde yardım ettiği’ konusunda bilimsel çalışmalardan ziyade, hangi hastanede, bilmem kaç tarihlerinde, ne gibi faaliyetler gösterildiği, yani performans şekilleri gündeme getirilmiştir. İkinci Dünya Savaşını bir öğrenci olarak geçirmiş bizler, bu ‘gıda’yı almak üzere Batı Konseri salonlarına kitle halinde götürüldüğümüzde, genellikle uyuklardık; nağmeleri anlamak için kulaklarımızı ileriye doğru uzatır, sesleri içselleştirmeye çalışır, nerede başladığını ve nerede bittiğini bilmediğimiz dizileri dinler ve alkışlardık. Okullarda müzik programları bir teviye ‘çok seslilik’e kadar yanaştı ve fakat gerekn gerçek nüveyi veremedi. Bunlara karşın, Milli bayram günlerimizde ‘marş’larla göğsümüz kabarır, askerler gibi sert adımlarla kaldırımlardan onlarla yarışır, film müziklerinin birer kopyacı yıldızları olarak, okulda teneffüslerde Caruso kesilirdik. Demek ki içimize işleyen birşeyler vardı, ama sistemli bir eğitimin ulusal boyutlarda, toplum içinde filizlenmesi ve yeşermesi gerekiyordu. Şimdi sözü kitabın yazarına bırakıyorum.
Müziğin niteliklerine bir göz atarsak, onunkederli ya da keyifli, stili, zamanı ne olursa olsun, a) Ritim, b) Melodi, c) Şekil ve, 4) Sözlü ya da Sözsğz ‘içerik’ ögelerini en temel oluşumlar olarak tesbit ederiz. İnsan, yalnız başına da müzik dinler, hoşlanabilir, ama, grup halinde dinlenen müziğin, örneğin konser, parti, kilise, ordu-alay ortamları, bambaşka bir duyum ve enerji, haz uyandırır içimizde. O; geçmişi ve geleceği, yenilgiyi ve zaferi, yokluğu ve varlığı, yaşadığımız ve yaşayabileceğimiz tüm hazları, anıları, insanlığımızı, tüm kişisel farklılıklara karşın, sihirli bir alaşımla bambaşka alemlere götüren sihirli bir flüttür. Bu nedenlerle ki, gitgide artan yeni spor çeşitleri, örneğpin yamaç paraşütü, planör eğitimi, buz pateni, bisiklet ve motorsiklet yarışları, türlü av ve su sporlarının hiçbirinde, müzik kadar insan ruhunu hemen kavrayan, kucaklayan, adeta manyetize eden başka bir eleman yoktur dünyada. O, hayatımızın temel kimyasıdır.
M ü z i k T e r a p i’de, traihçesi insan sesinin varolduğu en eski devirlere kadar uzanan; sesin, sonra da insanların kendilerinin yaptıkları müzik aletleriyle sanat eseri olarak organize edilmesine karşın, toplumda mevcut psiko-sosyal yetmezliklerin, karmaşaların, düzensizliklerinin yeniden yapılanmalarında müziğin yapıcı bir koordinatör rolüne soyunması, birkaç insanın ömrünün ötesine geçmez. Hemen herkes müzikten hoşlandığından bahsedebilir, örneğin dağdaki çoban ya da bir orkestranın usta bir çalgıcısı. Ama bu Alaaddin’in Sihirli Kutusu’nu, gerçekten, ego’ları
birbirleriyle kaynaştıran, ruhsal boyutlara olduğu -ya da olması gerektiği gibi- engin sulara yelken açtıran, cenneti dünyanın kapılarına getiren bu jenaratörü terapötik anlamda kullanabilme, gerçekten temel bir bilgi ve yeti isteyen bir iştir.
Tekrar kendime dönerek, biri, Klasik Türk Musikisi (İstanbul Belediyesi Konservatuvarı, Türk musikisi bölümü ve kanun (1952), diğeri
“School of Music, N.Y.”, piano, (1962) bölümlerinden mezun olmuş; radyo’da ve toplumda konserler vermiş bir insan olarak, bu düzeylere gelebilmenin
dışardan, başarılması güç bir erdem ve yeti olabileceği düşünülebilir. (Ek olarak Tıp tahsilini düşünürseniz, belki daha çok evet. Gerçekte hiç de öyle değil. Hem ailemizin ve hem de çevremizin saygıdeğer büyüklerine ve değer yargılarının toplumsal temsilcilerine, dini liderler dahil, davranışlarımızda bir fark olmadığı gibi, kendimizi hiç kimselerden üstün görmedik. Sosyal ve mesleki hayatımızda da iniş ve çkışlar oldu; ama, bir analist olarak da samimi olarak düşündüğümde, müziğin beni, hayatımda, hiçbir zaman virtüöz olmamakla beraber, beni daima yaşam sevgisine ve yaşam değerlerine geri getiren, toplumda bir yerim oldunu bana hissettiren, realistikli optimistik, kötünün daima iyi tarafını gören, çabuk problem halleden, alçak gönüllü ve ‘veren’ bir kişi yaptığına eminim. Zaman zaman bir ‘trans’ haline geçiyorsunuz çalarken ya da söylerken, ama ayaklarınız yerden kesilmiyor; siz “iyi’nin, güzel’in, doğru’nun bir parçası olarak kalıyorsunuz. Bu geçici ‘tanrılaşma’, hayatboyu sürüyor, emekli olsanız, artık müzikle aktif olarak meşgul olmasanız bile. Yaratıcılığın ve verme’nin büyüklüğü, bu sefer ‘yazın’ hayatına kayıyor, birilerini mutlu kılıyorsunuz, ya da kıldığınızı sanıyorsunuz, hiç farketmez. Sessizce ezelden ebede kayıp gidiyorsunuz.
Leslie Bunt hanımefendi de, müziğin bu evrensel, şifacı ruhundan bahsediyor, ama hangi rahatsızlıklarda, ne gibi yöntemlerle şifa elde ediliyor, bahsetmiyor. Okuyucularıma öyle özel reçeteler veren, analitik bir yazı hazırlıyorum, vadediyorum, yakında çok daha özel bir şekilde, ruhun katmanlarına inen müziğin şifakar etkilerinden bahsedeceğiz.
İsmail Ersevim






















Yorum yapın