SCHUMANN ve ROMANTİKLER

 

                          1834′de, Berlin Müzikal Jurnal’ın (Iris im Gebiete der Tonkunst) kavgacı, delişmen editörü Ludwig Rellstab, genç bir Alman kompozitörü J.C. Kessler’in yeni bestelediği piyano parçaları hakkında şunları yazıyordu:

                           “…Biz, pek sık olarak, zamanımızın genç bestekarlarının, ‘Kompozisyon hocaları yok’ diye haykırmıştık. Çokları, yeterli çalışmadan ve danışmanları olmaksızın, aşırı ve düşüncesiz, yalnızca besteliyorlar. Biz bunu, sağlıksız bir gelişme olarak yorumluyorduk. Fakat şimdi durum değişti: Şimdi, “iyi”yi öğrenmekteki güçlüklerin yanında, “kötü”yü de siste-
matik olarak sergiliyorlar. Ters yönde çalışıyorlar. Belli ki şu genç Chopin’in en yeni besteleri, onlara kötü bir model olmuş. Üzüntüyle söylemek gerekir ki, bizler, ilk kez Chopin’de, sonra Schumann’da ve şimdi de genç bestecide tüm bir yanlışlıklar okulunun kurulduğunu izlemekteyiz…”
      

                      Bu tür iddialar 1830′larda Alman müzik yayımlarında sık sık görülürdü. Aynı mealde bir makale de, Breitkopf ve Hürtel’in Leibzig’de yayımladığı “Algemeine musicalische Zeitung“da çıkmıştı.

                      Bu çeşit sözsel hücumlar, o zamanlar yeni tanınmaya başlamış  R o m a n t i k l e r’e  yönelmiş, fakat bu eleştiriler onları susturmak yerine, bu bestekarların kendi durumlarını açıklamak ve düzenli bir şekilde hislerini ifade etmeye fırsat vermiştir. Hatta bu baskıdır ki, “Neue Zeitschrift für Musik” isimli bir musiki dergisinin yayımlanmasına neden olmuştu. Schumann’ın kendisi bu derginin 1834′de hayat bulmasında çok önemli bir rol oynadığı gibi, onun 1835 ve 1844 yılları arasında editörlüğünü de yapmıştır.

                      Edebiyatta ‘Romantik’ devir ve yazarlar hakkında yeterli ve ayrıntılı etüdler bulunmasına karşın, müzik tarihçilerinin serbestçe kullan-dıkları ‘romantik’ sözcüğü hakkında pek az kritik vardır. Bu konuda birçok sorulara kesin yanıtlar alınamamıştır. Örneğin, 19. yüzyılın başlarında, bu terim nasıl yorumlanmıştı? Romantik bestecilerin kendilerinin bu ‘lakab’ konusunda davranışları ne idi? Bu ‘romantikler’, kendilerinin ya da bizim “klasik” dediğimiz müziğe karşı ne gibi bir tepki göstermişlerdi? Yine bu
‘Romantikler’, kendilerinin değerlerini düşürmeye çalışan diğer müzisyen-lerin iddia ettikleri gibi, geleneksel müzik yapım ustalığına pek bir itina mı göstermişlerdi?                  

                      ’Romantik’ sözcüğünün, Almanya’da genellikle müziğe uygulan-
ması, hiç olmazsa, E.T.A. Hoffmann’ın, Beethoven’in 5. Senfoni’si ve Op.70 Trio’su hakkında yazdığı ünlü eleştirileri zamanındanberi mevcuttu. R o m a n t i s i z m, Schumann’ın zamanında müzikal jurnallerde yazılır ve görüşü-
lürdü. Schumann’ın editörlüğünü yaptığı “Neue Zeitschrift”in 1. cildinde,
imzasız ‘Musikalischer Romantismus‘ başlıklı bir makale, ‘Romantikler’i,
“…(Bugün) Müzikte varolan aşağı standartlar ve materyalizme isyan eden müzisyenler..” olarak tanımlamaktadır.

                      Aynı derginin sürekli yazarlarından biri olan Carl Banck, 1836′da Schubert’in “Alman Şarkıları”nın bir kritiğini yazdığı zaman, “…Bu besteci de, Beethoven gibi, Romantiğin biri!..” diye yazmıştı. 1837′de, yine aynı dergide, August Gathy, “…Beethoven’e, bu yeni, ‘Romantik’ denen müzik hareketinin kurucusu gibi bakılabilir!..” diye yazmıştı.

                       Edebiyatın ilk devrelerinde aynı tarz görüşlerin yaşandığı gibi, müzikte de, ‘Romantik’ sözcüğü, onun taraftarlarından çok, karşıt olanların
vokabülerinde mevcuttur. Schumann’ın gönüllü düşmanı ve rakip “Allgemeine musikalische Zeitung” dergisinin başyazarı G.W. Franck; Chopin, Liszt ve Hiller gibi yeni piyano müziği bestekarlarını hiçbir şekilde ‘Romantik’ olarak nitelendirmedi; aksine, “…Kaotik fikirlerle, tek yönlülükle ve kör bir gayretle yeni bir okul kurulamaz…” tezini savundu.

                       Schumann’ın kendisi, ‘Romantik’ sözcüğünden bir az yorgun düşmüştü. 1837′de şöyle yazıyordu: “…Samimiyetle, ben, ‘Romantik’ sözcüğünden rahatsızlık duyuyorum. Bu kelimeyi hayatımda, belki on kez’ den fazla söylemedim…”

                       Schumann’ın, o devirde gelişen müzik ve bestekarlar için, o
terimi kullanmakta çekimser olmasının birkaç nedeni vardır. İlk kez, o devirde ‘romantik’ sözcüğü hakaretamiz bir anlam taşıyordu. Schumann, 1842′de, rakip gazeteye şu yanıtı vermişti: “…Eminim, şaircesine hissset-meyenler herşeyleri birbirine karıştırıyorlar ve anlamadıkları şeylere ‘romantik’ diyorlar…” Yine Schumann’a göre bu söz, daha sonraları başkalarına ters gelen müzik ve onların bestecilerine verilen isim idi.

                       1855′te, rakip “Allgemeine musicalische Zeitung”da şu yazı çıktı:
“…’Romantik’ denen fantastik okulun şimdi bir kızkardeşi var: İtalyan gazeteler şimdi Rossini’nin okulunu, Klasiğe ya da Eski-İtalyan Stiline karşıt, ‘Romantik’ olarak nitelendiriyorlar…”  Schumann’ın Rossini hakkındaki notu çok düşük idi. Böyle bir açıklamadan sonra onunla aynı ekole ait olmayı pek kabul edemezdi.

                       Böylece, ‘romantik’ sözcüğünün tartışma götürür farklı yorum-
larına karşın, Schumann kendi müzik dergisinde, “…Bazen ‘Romantikler’ diye tanımlanan bu gençlerin yakından tanınmaları ve değerlendirilmeleri…” temennisinde bulundu. 

                       Özet olarak, Schumann, ‘Romantikler’i, kelimesi kelimesine edebi bir sözcük olarak kullanmaktan çekindi, fakat bir hakem gözüyle, zamanının müziğini ve onun temsilcilerini, kendi değer yargıları içinde bir sembol olarak tanımak ve tanıttırmak istedi. Gariptir ki, 1830′larda ve 1840′ların ilk yıllarında bu gruba giren tüm besteciler, yani Schumann, Chopin, Berlioz, Stephen Hiller, Mendelssohn, Ferdinand Hiller, William Sterndale Bennett, Adolf Henelt ve daha az tanınmış Ludwig Schunke, Norbert Burgmüller, hep piyanist idiler.

                       Schumann’ın, taraftar ya da hasımlarının bu gelişimi, şu veya bu şekilde tartışmaları yanında, bir besteden beklediği müzik niteliğinin kriteryumları şunlardı: 19. yüzyıl estetiğinin bilinen ısrarları, yani: orijinalite, kişisel bir ifade tarzı, yahut Schumann’ın kendi deyimiyle ‘fantazi’ ve ‘poetik’ ögeler. Bu niteliklerin varlıklarını içeren bir kompozisyonu ya da ‘romantik’ten daha farklı bir isimlendirme doğru olamazdı. Schumann’a göre, Beethoven’in son ‘Kuartet’leri, “…yeni, poetik bir devrenin başlangıç işaretleri…” idi. Ona göre ‘Romantikler’, müziğin, geleneksel olarak yerleşmiş nitelikleri, örneğin Bach, Beethoven ve Schubert’in yapıtlarını -hatta sınırları biraz aşmış Mozart’ı da kapsayarak-, zamanın getirdiği bir takım yeniliklerle pekiştirerek, ileriye yönelik bir sanat hareketi olarak sergilenmişlerdi.

                       ”the Traumerei”, benim müzikte hissettiğim en dokunaklı ve romantik şaheserlerden biridir. Ya sizlerinki?

                                                                                                                      İ.E. 

     
 

                  



Yorum yapın

XHTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>