Roman Dilleri III : FRANSIZCA

                                                                       -1-
                                           

                                                     ROMAN  DİLLERİ    II :

                                                          F R A N S I Z C A

                          Roman dillerinin natürel çocukları olan bugünün modern dillerini (Fr., İta, İsp. ve Portekizce) çalışmamızın iki nedeni var: Bir; insan toplumlarının gerek sosyal ve gerekse siyasal gelişimlerini nasıl izliyorsak, çok önemli bir “iletişim” aracı olan d i l’in gelişimini (morfoloji-yapım ve fonksiyonel değişim-işlevsellik) de incelemek; iki; bu arada o özel dil’in gramer yapısını ve günlük kullanımını, yani “lisan öğrenmek”. Bu itibarla, bu ayrı dil bölümlerinin başlarında, doğrudan doğruya modern yapıdaki dil’e girmeden önce, bu ‘yapılanma’ ve ‘değişimler’i incelemeye devam edeceğiz. Beş on sayfa sonra, alfabe’den başlayarak dil öğrenme konusunda da hizmetimize devam edeceğiz.                

                          ıx. y.y.’dan itibaren, Latinceyi en geniş şekilde -akademik olarak da- kullanan Fransa’da başlayan milliyetçilik-edebiyat akımlarından girişte bahsetmiştik. xı. y.y.’da bu değişiklikler, diğer uluslardan çok daha belirli bir şekilde: vokal’leri bastıran aksan’larla, çekim tarzlarıyla, daha kaba olarak kabullenmiş Latin diline daha incelik ve zerafet getirmeye, dolayısıyla günlük konuşmayı da etkilemeye başladı. Bazı değişiklikler:

                         Latin: bene  (güzel, iyi) ,   şimdi             Fr.:   ‘bien‘
                            “       novum (yeni)     ,                            “  :   ‘neuf’ <f.: neuve>
                            “       me    (ben)         ,                              “  :    ‘me’
                            “       florem (çiçek)    ,                            “  :    ‘flour’ Bu ‘un’ demek oldu; daha sonra ‘fleur”e (çiçek) döndü.

                          Üzerine ’stres’-baskı konan ‘ünlüler’, bırakılmaya başlandı:

                           Latin: dormitorium  (yatakhane),          Fr.: ‘dortoir‘
                               ”      duodecim  (on iki),                           “  : ‘douze‘

                                                                           -2-

                          ’Sessizler’ de değişime uğradı:
                      
                           Latin: amata  (sevilmiş, aşık) —–> amede —–>    (Fr.): (aimée)
                           “      rapa  (çoşkunluk)           ——->      (Fr.): (rive=perçinlemek)
                           “      pacare (ödemek)         ——>         paiier ——>   (Fr.): (payer)
                           “      illum patrem videt ille filius     (oğul babayı görüyor!)  —>
                                  lo padre veit lli filz  —>                      (Fr.) Le fils voit son p.e.re

                           Bu değişimlerin yanında, yeni birakım Almanca sözcükler dile girdi ve daha sonraları çıktı. Din’den de yeni girişler oldu. Bu periyottaki Eski Fransızca dilinin nitelikleri: kuvvetli bir ’stres’, sert ve ağız dolusu telaffuz edilmiş sesler, göreceli olarak pek az ‘fonetik’ incelik ama, bugünkü Fransızca’dan çok İngilizce’ye benzeyen kudretli -savaşçıların, çiftçilerin kaba ama samimi tavır-idi.
                          xıı. y.y.’ın başlamasıyla mamafih, aristokrat ve burjuva’lar arasındaki sosyal ve kültürel farklar daha derinleşmeye ve göze batar hale gelmeye başladı. Bu değişimle, telaffuzdaki sert’lik biraz yumuşaklık kazanmaya başladı; örneğin ‘beuf‘ ‘inek’ kelimesindeki ‘böf’ telaffuzu yerine, sondaki ‘f’yi yuvarlayıp yutmak, hatta hiç söylememek. (Bugünkü Fransızcada, ’singular’ yani tek inek ‘le beuf’ -lö böf- olarak telaffuz edilmesine karşın, onun çoğulu, yani ‘les beufs‘, birleşik “o-e” kullanılarak <yani, boeufs yazılarak, yalnızca “les boeufs = le bö” olarak telaffuz edilir. İ.E.) Ayni şekilde, “üç ünlü: eau”, bir tek ünlü: ‘o’ şekiline dönüştürüldü: “beau” (bo) = güzel.
     
                          Fransız dilindeki bu transformasyon başlangıcındandan Latince bölümünde bahsetmiştik. İşte, Fransız ulusunun en ünlü epik’lerinden biri olan, “Eski Evre Kahramanlıkları”nın bir destanı olan “Roland’ın Şarkısı” <Chanson de Roland>da, bu değişim, nasıl ‘melez’ bir form’da kendini hissettiriyor:          
  
             Eski form:              ”Dist Olivers: Paien ont grant esforz;
                                               De noz Franceis mei semblet aveir poi;
                                               Compain Rodlanz, kar sonez vostre corn
                                               Si’l odrat Charles, si retornerat l’ost.”,

                                                                         
                                                                         -3-
             Çevirisi:
             
                                              “Oliver dedi: Kafirlerin (putperest-pagan’lar) sayısı 
                                                 arttı,
                                                Bizim Fransız kuvvetlerininki ise çok dah az;
                                                Komrad Roland, dua et, borazanını öttür,
                                                Öyle ki (Kral) Charles onu duysun ve ordu geri gelsin.”                         
                                                Yine, bu ‘transformasyon’ (değişim, dönüşüm) döneminde, Fransız literatüründe bu değişimlerin en mükemmel örneklerinden birini veren François VİLLON‘un, bu stil’in “Modern Fransızca”ya geçiş-tranzit devrinde,  ’melez’ bir ”stanza”sı (dörtlük şiir) :
                                               “Povreté tous nous suyt et trace
                                                Sur les tumbeaultx de mes ancestres,
                                                Les ames de quelz Dieu embrasse
                                                On n’y voyt couronens ne sceptres.”
            

 Modern-bugünkü Fransızcası:                                               

                                                La pauvreté nous pursuit et strives
                                                Sur les tombeaux de mes ancestres,
                                                De qui que Le Dieux embrace
                                                On ne voit pas ni courons ni meme de batons de royauté”-İE- 
    
              Çevirisi:
                                              “Fakirlikler izler bizi, hepimizi adım adım takip eder,
                                                Atalarımızın mezarları üzerinde,
                                                (Ki) onların ruhları bir Tanrı tarafından kudsanır  
(takdis),
                                                (Ve) kimseler ne taçlar görür, ne de hükümdarlık asaları!”
                                                                          -4-                              İşte, o Rönesans’ın ışığından nasibini almış lirik şair üstatlarından Pierre de RONSARD‘ın (1524-1585), lise yıllarındanberi ezberimde olan ünlü “A HELENE = Helen’e” isimli şiirinin ilk kıtası. Konu şu: Ronsard artık yaşlanmıştır ve kur yaptığı genç, güzel matmazel, ona yüz vermemektedir. Asil adam, bu şiiriyle, bir gün gelip Helene’in yaşlanacağını, onun bu acımasız günleri o zaman, Ronsard’ın onu genç ve güzelken nasıl betimlediğini anımsayarak yüreğinde bir acı ya da özlem (?) duyumsayacaktır.

                                          “A  HELENE
                                           
                                            Quand vous serais bienne vieille, au soir .a. la chandelle,
                                            Assise aupres du feu, dévidant et filant;
                                            Dirais chantant mes vers et vous m’émerveillant
                                            ‘Ronsard me célebrait du temps, que j’était belle!’ ”

              Çevirisi :
                                          ”Sen iyice yaşlandığında, akşamları, kandil ışığında
                                            Ocağın yanına oturmuş, yün eğirir ve nakış yaparken,
                                            Mısralarımı anıp da şarkı söyleyerek beni hayretler
                                                                  içinde bırakacaksın (ve diyeceksin ki):
                                            ‘Ronsard, güzel olduğum zamanlarda beni kutluyordu!’ ”
                                            
                                                                       *      *
                                                    
                              D i l , böylece, “incelik ve zerafet”in bir ölçüsü olarak sosyal hayatın üst kademelerinde, Klasik Latince’nin Cumhuriyetin son ve İmparatorluğun ilk günlerinde olduğu gibi, yeniden tanımlanmaya başladı. Eski devirlere göreceli olarak, başta İtalya olmak üzere daha dostane bir hava içinde gelişmeye başlayan komşuluk ve uluslar-arası etkileşim ve temas sayesinde, bir seri yabancı sözcük, terim ya da kavram olarak Fransız diline girmeye başladı. Eşzamanlı büyüyen RÖNESANS ve HÜMANİZM’in ışığı ve Hıristiyanlığın yayımı da bunda çok etken oldu. Popüler dilin günlük pratiğine girmiş birçok sözcük,

                                                                       -5-

LATİN ve Eski Yunan sözlüklerinin bir kısmı da, ödünç alınmış olarak alaşıma geçti. Örneğin, aslı Latince’den gelen “Fragile”: Yıpranmış, kırılgan, bozulabilir sözcüğü, beraberinde onun eşdeğer anlamlı-dublör’ü “frele“i getirdiği gibi; halk arasında çoktan kullanılagelmekte olan: “Moustier” (Manastır) sözcüğü, Latince’den dolaysız girmiş “Monasterium” sözcüğünün benimsenmesiyle, eridi gitti <Bugün ‘Moustier’yi, “Larousse”ta bile bulamazsınız>.

                              Latin kökenli sözcüklerin bilincinde olan bazı yazarlar, eski popüler etimolojik hecelemelerde ekseri yanlış ya da gülünç olacak derecede değişim yaptılar. Örneğin: “Fr. “vingt‘ (yirmi), Latince aynı anlamdaki “viginti”den gelir, bu Eski Fransızca’da “vint” idi ve ‘g’ harfi, eskiden de şimdi de hiçbir zaman telaffuz edilmez, sondaki ‘t’nin de hiç bir zaman kale alınmadığı gibi. ‘Ven’, ağzınız açık, genzinizden boğuk bir şekilde ifade edilir. “Cheval” (Şöval): At, çoğulu: “Chevaux” (Şövo!). <İlerde göreceğiz. ‘al‘ ile biten tekiller, çoğul olunca ‘aux‘e dönerler: “le travail” <lö travay>: iş, çalışma; “les travaux” <travo> ‘(işler)’e döner> Bu Latince ”caballos“dan gelir <Caballo=at, İspanyolca’ya aynen geçmiştir, ama ‘b’, ‘v’ gibi okunur>) Eski Fransızca’da “atlar=horses=chevaus” idi; sondaki  ’s’ sözcüğü, evvelindeki ‘u’ harfiyle birlikte sanki daha uzun okunacakmış izlenimini bırakıyordu, kesip atmak için, yersiz olarak, ’s’i kaldırıp ‘x’i koydular.
                                        
                              xv.y.y.’ı izleyen asırlarda, Fransızca, zaman değişiminin kültürel etkilerini Avrupanın diğer büyük dilleri ile paylaştı. Fonetik bakımından -yukarıda mısralarını verdiğimiz- VILLON <O zamanlar ‘Veyon’ telaffuz edilirdi, şimdi ‘Viyyon’ diyebiliriz; balad-lirik şiirlerin yazarı, M.S. 1431-1463 yılları arasında yaşadı; kısa ömrüne rağmen ünü çok yayılmıştı, Garcia LORCA gibi> zamanındanberi fonolojik olarak pek az şey değişti. Örneğin: ‘oi’ kombinasyonu ‘u(v)a’ olarak okunur modern Fransızca’da, like: “le roi” (lö ruva=kral), “le bois” (Lö buva=odun), “froid” (fruva=soğuk); hala  “re-fre-be” olarak telaffuz olunuyordu; xvııı. y.y.’da, bugünkü şeklini alan “la fille” (la fiy=kız) <Aynen, ‘La famille’= ‘la famiy’=aile> o günlerde, “la fill -uzun ‘l’” diye adlandırılıyordu. Ama, xvıı. ve xvııı. y.y.’larda Fransız Dili, hiç diğer bir dil’de görülmeyecek kadar, gerek dilbilimsel araçlar ve gerekse ifade sanatı bakımından, modern zamanların ve hayatın, bilimin zorlayabileceği kadar zorlanarak, mükemmelliğin hissedildiği

                                                                           -6-

ince, narin, arzu edilen bir dil haline döndürüldü. VAUGELAS ve RACINE, ROUSSEAU ve VOLTAIRE, HUGO ve CHATEAUBRIAND, GIDE ve CAMUS’nun mimarlıkları, Latincede HORACE, LIVY ve JUVENAL tarafından yapılanlara benzer bir itina ve ustalıkla yapılandırıldı. Sözcükler, derinlerde kültürle bağlantılı ve ifadede son derece arınmıştı; ifadedeki açıklık, sözcüklerin anlamı ve etkenlikleri, uygarlığın tüm gereksinimleri- nin altından kalkabilecek hale geldi. Herşeye rağmen, şehir dışı-banliyö’de yaşayan yarı-kültürel kimseler, PEI’nin örneğini verdiği şu sözleri, ya kıskançlık ya ‘bu ülkede bizim de sözümüz geçer’ kabilinden bu mükemmellik ve modernizasyona karşı söylenebiliyordu:
                             “Ne blague pas! La maçonnerie est solide, tu sais!…. Tu peux y aller. Les ancients avaient un mortier épatant, y a pas a dire..” <Nö blag pa! La masoneri e solid. Tü pö i ale. le z-ansiyen ave un mortiye epatan – i a pa a dir.>(Çevirisi şöyle: “Şaka yapma…. Duvarlar iyi inşa edilmiştir, sağlamdır, bunu biliyorsun… Eskilerin şaşırtıcı silahları vardı, sana söylüyorum…”

                              Belli, bu biraz avam konuşması, kaba değil, ama akıcı, nefis Fransızca değil. Benim çocukluğumda, yani 1930′lu, 40′lı yıllarda öyleydi. İngilizce, Rusça ve Çince’nin dünyaya yayılmasından ve globalleşmenin kaçınılmaz bir yaşam sıkıntısı olmasından sonra, ben o Fransızca’nın temsil ettiği inceliği ve arınmışlığı hissetmiyorum. Herkes “bir lisan” konuşuyor, ya da konuştuğunu sanıyor; kolej mezunları ve hem İng. ve hem de Fr. bilen televizyon profesyonel raportör’lerin 0/0 90′ı, spor muhabirlerinin 100 de yüzü, -benim yayım müdürlerini yeterince tedirgin edip düzeltmeye çalışmama karşın, hala “röpörtaj” deyip Fransızcayı katlediyorlar. Diyorum ki, bu sözcük: r ö – p o r t a j‘dır (reportage); “Portage“= Taşıma, haber verme; “Re (Tekrar demektir)-portaj”: ‘Görüşüm; Yeniden haber verme”. <Ayni şey ‘coupure‘ (kupür = gazete parçası, kesik, küçük parça) için de geçerli, ‘küpür’ deyip geçiyor zavallılar. Onun için, 80 yıl yaşayan ben, o canım Fransızcanın inceliğinin kale alınmadığının, “anything goes” (Herhangi bir şey geçerli oluyor!” dünyasını solumanın acısı içindeyim. İngilizce’yi öğrenmeden evvel 1957′de Kanada’ya, Ottawa’ya -Fransızcam’dan çok emin olarak baş asistan olarak gittiğimde- yerli halkın (Eski Fransız Göçmenleri) kullandığı ve diyalekt farkından dolayı anlamakta güçlük çektiğim Fransız lehçesini, Psikiyatri gibi konuşmanın tedavinin ruhu olan bir dalda, çat pat öğrenmeye başladığım İngilizcemle, hiç Fransızca bilmeyen Servis Şefi Prof. Dr. Rhodese Chalke’a İngilizceye çevirirken (?) çektiğim sıkıntıyı bir Allah bir de ben bilirim.

                                                                          -7-
                        
                        FRANSIZCA Dilinde mevcut l e h ç e l e r (dialects), diğer dillerden farklı olmayıp, gerek Fransız anavatanında ve gerekse onun dışında muhtelif lehçeler mevcuttur:

                        Fransızca, PICARD, NORMANDI, LORRAIN ve Güney Belçika’da çok kullanılan WALLON lehçelerine sahiptir. Güney Fransa’da -özellikle Marsilya ve civarı-, “ayrı”, “romantic” bir havayı içerir; bu bir “Romance language”
(Romans Dili) addedilir. Orta Çağlarda bunun pek çok tanınan sayısız yayımları yapılırdı. Halen, Kanada’nın -bağımsız bir eyalet-devlet olmayı General de Gaul ile de denemiş olan-: QUEBEC Eyaletidir, merkez şehri MONTREAL olup, devletin resmi iki dili bu eyalette, Fransızca üstte, İngilizce altta yazılarak belirtilir. (Ontario ve diğerlerinde tersi: İngilizce üstte, Fransızca altta ilanlar!) CANADA’nın merkezi Ottawa şehridir, 1957 yılını ben orada geçirmiştim genç bir asistan olarak, onun Quebec Eyaletine bağlı, aşağı yukarı 100,000 nüfuslu, ana şehirden küçük bir ırmak-köprü ile ayrılan HULL şehirciği vardır ki orada İngilizce işitemezsiniz. Buralarda konuşulan Fransızca’nın lehçe niteliği, xvıı. y.y. da, Fransa’nın kuzey eyaletlerinde konuşulan, biraz kabaca, fazlaca, “..la..  lo…”ları içeren, kısa bildirilerden oluşan biraz ilkel bir karakter taşır. Tabiatıyla bu lehçe, “Marsilya” lehçesinden ziyade, Fransa’nın güneyinde hala rastlanan OKSITAN ve GASCON lehçelerinin bir benzeridir.         

                                                                        *

                     Şimdi gelelim Fransız  A l f a b e si’ne:

                              Fransız alfabesinde 26 harf vardır:

                   A (her zaman a; ‘ai’=’e’, ‘ail’ =’ay’, ‘au’=’o’ ; “Aimer“<eme>: Sevmek
“Detail“(m) <detay>: Ayrıntı; perakende satış. “Automate“(m) <otomat>:    Otomat, iradesiz adam; ‘ay’=’ey’: “Paysan“<peyzan>(m) -y burada ’sesli’ harf rolünü oynamakta, ve iki sesli arasındaki ’s’, ‘z’ okunmaktadır. (Bk.: s harfi). “amps”=’an’ telaffuz edilir, örneğin: “le-les champs”(m)(lö-le şan)<tarla, alan>-Sengüler de, plüriyel de aynı yazılır-      
                   B (’be‘, sonlarda okunmaz, örneğin ‘plomb‘ <plom>: kurşun);
                   C (’se‘, kalın ünlüler: ‘a,o,u’ önünde ‘k‘ okunur: örneğin: ‘la cage‘ <la kaj> : kafes; ‘la colere‘ <la koler> : hiddet, öfke’; ‘la cuisine‘ <la küizin> : mutfak. İnce ünlüler önünde; ‘e, i’ iken ‘s‘ okunur: ‘le centre‘ <lö santr>  merkez ; ’le cinéma’ <lö sinema> sinema.
                   ‘C’, önüne ‘h’ eklendiğinde, Türkçe’deki ‘ş’ gibi seslendirilier: “Le chemain” <Lö şömen>: yol; “Le cheval” <Lö şöval> At; Pl.: ‘Les chevaux’
                  (Ç - Se Sedil <cédille> ’s’ gibi okunur; Resmi alfabede olmamakla beraber, bazı fillerin çekiminde ve sözcüklerde; eğer sözcük (c) ile başlayıp da onu izleyen ‘kalın ünlü’ (a,o, gibi) harflerin olmasına karşın o sözcüğün hala (s) gibi telaffuzu isteniyorsa ’ç’ kullanılır. Örneğin: “Fransız”(Français-m-;Française-f; “Franse-Fransez”,”Commencer: <Komanse> = Başlamak: Je commence <Jö komans=Ben başlıyorum>, Nous commençons (Nu komanson=Biz başlıyoruz);
 
                  D (de gibi); sonlarda hissedilmeyecek kadar hafif; Örneğin: RONSARD derken, ‘d’ sonda hissedilmeyerek, ağız açık, dil tavanda ve d kayıp. Dj = C, örn.: Djenap: Cenap.
                  E (ö) : sonlarda okunmaz <ama şarkılarda, ‘ö’ olarak, uzatmalı bir şekilde söylenir, örn.: ‘Frere Jacques‘: <Frerö Jakö>  örneğin: l’arbre -(L’arbr (m.) – ağaç); ‘ei’ = ‘ey’: Le solei(l) : güneş (sondaki ‘l’ okunmaz);  Özellikle tümce sonlarında, ‘r’, ‘t’ ve ‘z’den evvel -ö değil-, ‘e’ olarak okunur. Bu, en çok fiil’lerde görülür: “Marcher (marşe) : Yürümek”.  “en”: ‘an’ okunur; işte size bir tek kelimedeki üç hece içindeki üç ‘e’nin farklı okunuşları: enlever <anlöve)>; kaldırmak, toplamak: ‘en’ <an> okunacaktır, ‘le’, iki sessiz arasında geldiğinden <lö> okunacak, sondaki ‘er’ ise, ‘e’den sonra -sonda ‘r’- geldiğinden normal <e>

                                                                       -8-

gibi telaffuz edilecektir. Sözcüklerin sonunda iki sessiz harften evvel gelen ‘e’ler, yine ‘e’ gibi okunur:  “St. Etienne <Sent etien>, ‘an’ okunmaz. Üzerleri ‘aksan’lı (sola eğik: ‘accent grave’ <aksan grav>, sağa eğik (é): ‘accent egu’ <aksan t-egü>; ve ‘üzerleri külahlı – accent circonflexe’ <aksan sirkonfleks> ‘e’ler, daima e olarak okunurlar. “temps” (m),<zaman>, ‘tan’ gibi telaffuz edilir; aynen ‘le printemps’    (m) ‘lö prentan’ (ilkbahar).

                   F (’ef”: ‘f’ gibi, ama çoğul sözcüklerde, ‘oeuf’ -yumurta, ‘boef- inek’i bunlar (s) ilave edilerek çoğul yapıldıklarında, esas sözcüğün sonundaki (f) okunmaz. ‘eau’: ‘o’ olarak: ‘Le Bateau‘ <lö bato>: Vapur. ‘L’eau’ <L’o>: Su (f.)
                   G ‘je‘: ‘C’ harfinde olduğu gibi, ‘kalın ünlüler’: a,o,u önünde (g) gibi okunurlar:  “Le gateau <lö gato>: pasta”, “Le gong <lö gong>: gong”, “La guise <La güiz>: tarz;  ‘e’, ‘i’, gibi ince ünlüler önünde. ‘j’ gibi: “Le genou <Lö jönu>: diz; “La girafe <La jiraf>: zürafa” “Le gilet <Lö jile>: Yelek; “g” harfinden sonra ‘e’ ve ‘i’ ünlülerini kullanmak, ama ‘g’yi yine ‘g’ gibi telaffuz etmek istersek, ‘g’nin ardına bir ‘u’ konur ve o da okunmaz: “La guerre <La ger> :savaş”, “La guitare <La  gitar> : gitar; “La guérison <La gerizon>:  Şifa”.           
              
                      H  ‘Aş‘ (Genellikle okunmaz: ‘H muet‘: <aş müe> sessiz aş). “L’Hiver <L’ive> (mas.): Kış; “L’Hirondelle <L’irondel> (Fem.): Kırlangıç
 
                       I , daima <i> gibi okunur. Fransızca’da, Türkçe’deki gibi <ı> yoktur.
‘in’, Türkçedeki ‘en‘ gibi telaffuz edilecektir; örneğin: ‘masculin‘ <maskülen> m.   -erkek-; ama, bu ‘in’ e sonda bir ‘e’ eklenirse, ‘en’ yerine’ ‘in‘ gibi okunacaktır:
‘feminine‘ <feminin> – f-dişi.  “ia” kombinasyonu: “iya” okunur: “La Viande” <La Viyand>: Et.
                     J ‘ji’, Türkçe’deki ‘j’ gibi okunur. Yabancı dil’den, örneğin Arapça, “Cemal” gibi bir isim Fransızca yazılmak istendiğinde, “jd” kombinasyonu kullanılır: ‘Djemal’ gibi
                     K ‘ka‘, dilde ender olarak geçer, fakat nerede olursa olsun, ‘k’ gibi okunur.
                     L ‘el‘, yazıldığı şekilde, Türkçedeki ‘le’ gibi okunur.

                    M ‘em‘, Türkçe’deki ‘M’ gibi okunur. Ender istisnalardan biri: “emps”
bileşimi, “Le Printemps” <Lö Prentan> : İlkbahar” da görüldüğü gibi, ‘zaman’ anlamına gelen ‘temps’ eki, ‘tan’ olarak telaffuz edilir. Çok kaideli bir dil olan Fransızca’da, İngilizce’ye göre kaide dışı sözcükler pek azdır, ama bilmek gerek.
                

                                                                        -9-

                    “Le Mure“: <lö mür>, ‘duvar’ demektir; bunda ‘m’ harfi, ‘müzik’teki ‘m’ gibi, dudaklar birleştirilerek, ucundan dışarıya üfler gibi kibarca söylenirken, “La Damme” <La dam>:’kadın’, ‘dans partneri’nin telaffuzunda ‘dam’ bütün dudakların anide büzülmesiyle ve dille üst damağa vurarak bir akis çıkartmak istercesine telaffuz edilir. Bu vurgu, iki ‘consonante‘ <konsonant>-sessiz harfle biten tüm kelimeler için hemen hemen aynen uygulanır, yalnız dilin ağızda dokunuş yerleri farklı olabilir.
                     N ‘en‘, daima Türkçedeki ‘n’ gibi, ama biraz genizden. Örneğin: ‘Un‘ <ön>: ‘bir’ dediğinizde, normaldeki gibi dilinin dişlere arkadan yaslanmaz: ağzınız biraz açıktır ve diliniz ortada hareketsiz kalmıştır. ‘Une‘ <ün>: ‘bir’(f) dediğinizde diliniz dişlere vurur, dudaklar büzülü ve fakat ön uçları açıktır.
                     O : Türkçedeki ‘o‘ gibi. Üzerine ‘külah aksan’-aksan si konfleks’ konduğunda. ‘inceltilerek ve uzatılarak ardından gelen ‘vokal’e -genellikle ‘m’-stres konularak’ okunur, örneğin: “dome“<dom>: Kilise, Katedral: ’Le dome de Milan” (Milan Katedrali). “oe“, “oeu“; yukarıda söylendiği gibi, “ö” olarak okunur: ‘Oeuf’ <öf>: Yumurta; “Ou” kombinasyonu, rahatça Türkçe’deki “u” gibi okunur: La Couleur <La kulör>: “renk, boya”.
                     P : ’pe‘: Türkçe’deki ‘P’ gibi; ‘h’ muet ile birleşince, Türkçe’deki ‘f‘ harfi gibi okunur:  “Le photographe” <Lö fotograf> : Fotoğraf, resim; “La Photocopy” <La fotokopi>: Fotokopi, tıpkıçekim.
                     Q : ‘kü‘, Türkçe’deki ‘k’ gibi. Latince’de de olduğu gibi, yanında daima onu okutan ‘u’ ile birlikte yazılır. Sözcüğün sonunda, yalnız ya da ‘u’ dan başka bileşimli iki sözcük vardır Fransızca’da: (1) “Le coq” <Lö kok>: Horoz, ve, (2) “Le coq d’Inde” <Lö kok d’end>: Hindi. Bu sözcükle ilintili deyimler:
                     “Au chant du coq” :  Horozlar öterken,
                     “Etre rouge comme un coq“: Öfkeden kıpkırmızı-pancar kesilmek,
                     ”Etre comme un coq en pate“: Muhallebici çocuğu, nazlı
                      R : ‘ar‘, Türkçe’deki ‘r’ gibi. Sonda okunmaz.

                      : ‘es’, Türkçe’deki ’s’ gibi. Sonlarda kat’iyen okunmaz, t ve z gibi. Bir ya da iki istisnası vardır, en çok bilinenleri: “Le mais”<lö  maı¨s> (mısır danesi) ve “le fils” <lö fis>: ‘oğul’dur. Yalnız unutmamalıdır ki, bu sözcükte ‘a’ dan sonra gelen ‘i’nin üstünde bir değil, “iki nokta yanyana” konur. Bu ‘umlat’ı bu bilgisayarımızda tüm doğru olarak gösteremiyoruz, Yine, “samura-¨i sözcüğünde, “i”nin üsütünde iki nokta (umlat) olduğundan bu Japon orijinli sözcük, ‘Samure’ değil, ‘Samurai’ okunur.   
                    

                                                                      -10-

                   (S), İki sesli-ünlü (vocal) arasında iken, ister kalın ister ince olsunlar, Türkçedeki “z” gibi telaffuz edilir: “La cause” <la koz>: sebep, neden; ’s’, ‘h’ harfi ile birleştirildiğinde, Türkçe’deki ‘ş’ gibi okunur: Le shah <lö şah>Şah.
                  “Çoğul harfi tarifi” olan “les” -ki hemen hemen tüm çoğul isimlerin başında gelir ve <le> okunur, eğer ana sözcüğü bir sesli ‘vocale’ ile başlayan bir sözcük tarafından izlenirse, örneğin ”les amis” , bu “le ami” diye okunmaz, ‘les’nin sonundaki ’s’in okunmasına izin verilir ve ana sözcüğe eklenerek-çarptırılarak (kontraksiyon), ‘z’ olarak telaffuz edilir, yani “les amis”, “le z’ami” olarak okunur. Ha keza: “les enfants” <le z’anfan>: çocuklar.
                       T (te) : Her zaman Türkçe’deki ‘t’ gibi okunur. Sonlarda da hiç okunmaz; eğer bu son ‘t’ den evvel bir ‘e’ varsa, o ‘e’, “açık e” -ağız açık, dil, dişlerin ucuna temasta- olarak telaffuz edilir. Eğer sözcüğün sonunda iki ‘t’ varsa, örneğin “roulette“<rulet> “rulet oyununun aracı; küçük tekerlek” , sondaki ‘e’ okunmadığı gibi, iki t, tek ‘t’ olarak, ama kuvvetli bir şekilde, dil dişlerin ardına dayanmış ve ağız dişleri gösterecek tarzda açılmış olarak okunur.
                       Yabancı dillerden ödünç alınmış ‘th’ bileşimi, daima ‘t’ okunur.
                       “Tch”: ‘ç’ sesi verir, örneğin: Tchaikovski (Çaykovski)
 
                       U (ü) olarak telaffuz edilir. Örn.: ‘L’Univers‘ <L’üniver>:m, evren.
                       V (ve) olarak telaffuz edilir: Örn.: “La Viande” <La Viand>: Et
                       W (dublöve)<dabl-çift v>: Türkçe’deki 2v’ gibi, ama, alt dudak içe çekilerek ve üst dudak onun üstüne getirilddikten sonra sanki üst dişlerinizle alt dudağınızı gagalamaya çalışıyorsunuz gibi. Örneğin: “Le Wagon“<lö vagon> -vagon. “Le Western” <lö Vestern>: Batılı. İngilizce’den ödünç alındığı için az kullanılmaktadır.
                        X (iks) : Türkçe’deki “ks” ya da ‘z’ gibi okunur. “Le Xylophone”
<Lö Ksilofon – ya da Zilofon>, tahta tokmaklarla tahta çubuklara vurularak çalınan bir müzik aleti; “La Xérophtalmie” <La Kseroftalmi>: Hekimlikte, ‘göz kuruluğu rahatsızlığı’. Cümle sonlarında geldiğinde, “z” gibi telaffuz edilir: “dix” <diz>: ‘on’
                        Y (igrek) : Eski Roma günlerinden arta kalan, hem (y) ve hem de (i) olarak kullanılan bir harf. (İ) olarak kullanıldığı zaman hemen daima tek harf olarak yapayalnızdır, ve “orada” anlamındadır. Örneğin: “J’y suis allé cet été” <J’i süi ale se t’ete>: “Bu yaz oraya gittim.”; “J’y ai passé dix ans.” <J’i e pase di z’an>: Ben orada on yıl kaldım (geçirdim). -Bu daha çok kullanılır-
                        

                                                                     -11-

                     Cümle baş ya da ortasında ise, aynen Türkçe’deki (y) gibi telaffuz edilir: “Le yacht” <Le yat>: Bildiğimiz kişisel lüks deniz taşıtı; “Le Yoga” <Lö yoga>: Bildiğimiz ‘Yoga’ egzersizleri. “La Yougoslavia” (La Yugoslavya>: Yugoslavya. “Le Moyen” <Lö Muvayan> -Araç, vasıta:  “Au moyen de“: yardımıyla, aracıyla; “Par le moyen de“: Yoluyla, kanalıyla, aracılığıyla.
                    Z (zet) :  Türkçe’deki ‘z’. Sonlarda hiç okunmaz. Fiillerde “emir” kipinin, ya da normal fiillerin, çoğul ikinci kişisinin <siz> çekiminde hemen hemen değişmez olarak yer alır ve okunmaz. Örnekler: “écoutez!” <ekute>: dinleyiniz, ya da “Vous écutez!” <Vu z-ekute!> siz dinliyorsunuz. Yoksa, lügatte pek az yeri vardır. Örneğin: “Le zénith” <zenit>: Zirve, en tepesi; “Le zéro”<zero>: sıfır.

                         Bunlar ana hatları tabii, ama görüyorsunuz ki oldukça zor, kaidelerle bezenmiş fakat çok zarif bir dil. Sırası gelince, gerekli eklemeler yapılacaktır.

                                                                       *       *
 

                                                     (La)  PREMIERE LEÇON
                                                                Birinci
Ders

I.      HARFİ TARİF’ler : (Articles Definites- “Belirli” Tanım sözcükleri) :

          Sözcüklerin cinsiyetini ve adedini bildirirler. Fransızca’da her sözcük ya “masculin” (m-eril) ya  da “feminine” (f-dişi)dir. Sözcükleri ezberlerken, en başından hangi cins olduklarının bilinmeleri çok önemlidir, zira, telaffuzları bir tarafa, yazılışlarında sıfatlar da ‘cins’ ve ‘adet’ ile değişir. Bu tanım sözcüğü, “belirli”dir (definite).

                           .le: bir ünsüz ile başlayan masc.’den önce : Le p.e.re : baba (*) 
           ’T h e’ =  .la: bir ünsüz ile başlayan bir fem.’den önce : La m.e.re : anne
         Art.Def.    .l’  : bir <ünlü> ve <h muet> ile başlayan herhangi bir isimden
                                  önce:    l’enfant (m ya da f): Çocuk;     l’homme (m): adam.

(*): İlerde, özellikle İsp. ve Portekizce’de bol bol göreceğimiz üzere, elimdeki bilgi-sayar. (é: e-aksan-tegü “accent aigu” hariç diğer accent’ları, yani Fransızcadaki, e üzerindeki, sola eğik “accent grave” ve külah şeklindeki ^ accent’ları <accent ci-conflexe>, aynı harf üzerinde çoğu zaman basamadığından, ben öyle aksan taşıyan harfleri, sözcüklerde, kalın-bold  ve , nokta arasında göstereceğim. Lütfen alışın. Buna göre, yukarda, ‘baba’ demek olan ‘p.e.re’de, ‘p’den gelen e’nin, ve, ‘anne’ demek olan ’m.e.re’ de, m’den sonra gelen ‘e’nin üzerinde, sola eğik  bir “accent grave” vardır. Bunu gösteremeyeceğimizden, ‘e’yi bold, ve iki yanı noktalı olarak işaretliyoruz. İlerde bunları düzelteceğimizi umarım. >

              GENDER :       ‘le’ ile tarif edilen ’erkek’, ‘la’ ile tarif edilen ‘kadın’ cinsiyet, fransızcada  g e n d e r (cins, eril ya da dişi)  olarak nitelenir.

Article défini élidé
:  Eğer bir sözcük, sesli (ünlü) bir harfle başlarsa, bunu da bir ‘tanım sözcüğü’ ile baştan belirtmek zorunda olduğumuzdan, bu sözcük ister (m), ister (f) olsun, <L’> ile yazılır. Buna: “Article défini élidé” (artikl defini elide ) deriz:   “L’ami” : arkadaş (m), “L’amie” : arkadaş (f). Amma bu her sefer bu kadar kolayca belirlenemez; “L’eau”: su (f), “L’ange”: melek (m) -hayret ama öyle, Michelange’ı anımsayın, kolay!- “L’homme“: adam (m), “L’enfant: çocuk(m); “L’exportation” <eksportasyon>: ihracat (f). Önemli not: Fransızca’da ‘tion’ <siyon> ile biten sözcüklerin yüzde 90′dan fazlası ‘dişi’dir, örn.: “La Nation”(f): (Ulus); “Action” (f): Davranış, iş.

                                                                       *

                       Fransızca’da, bir cümlenin oluşumu -terkibi – yapımı şöyledir:
                       “Le direct object“, (cümle: accusative: isnat-itham-hitap edilen şey-kişi, o işi başlatan bir isim-şey ve onun ne yaptığını açıklayan bir fiil ile başlatılar: 

                       La m.e.re aime l’enfant              (anne çocuğu seviyor.)
                       Burada “la mere-anne”, “özne“dir <sujet>, “aime-seviyor: fiil”, onu “direct-doğrudan” nesne’ye  ’ne’ yaptığınla  ’itham’ – ‘izah’ ediyor (fiil’in accusative hali:  u, u, i  etc hali.); ve en sonunda da, <objet-nesne> geliyor: L’enfant.  Article’lerin bu ödevlerine:  i s i m  t a m l a m a l a r ı  denir.

1) NOMİNATİF hali:  obje ya da nesne, hiç bir ek almaksızın direkt olarak tarif edilirse:   ev  -  çocuk   (şöyledir, böyledir etc.)
2) AKÜZATİF hali:  (o,u,i), özne’nin yaptığı iş olarak ekleniyor: Anne çocuğ-u
3) DATİF hali :  Çocuk ev-e gidiyor.  (e- hali),
4) GENİTİF hali:  Çocuk ev-in içindedir…   (in-  hali
5) LOKATİF hali :  Çocuk ev-de çalışıyor …   (de- hali)
6) ABLATİF hali:  Çocuk ev-den çıkıyor …   (den-  hali).

(Not.: Bu tamlamalar, İtalyanca‘da da aynen böyledir, sırasıyla:
NominativoAccusativo- Dativo- Genitivo- Locativo ve Ablativo olarak adlanırlar.)
     
Şimdi, “çocuğ-a para veriyorum”:  <Je donne l’argent au l‘enfant> dersek:
Çocuk, “indirect object” oluyor, zira “dolaylı” olarak konu içindedir, “dative“  <e-hali >bir durumdan bahsediyoruz, bu halde, arada bir “edat” – préposition: (.a., au, aux)etc. kullanıyoruz.

Eğer, “(Ben) çocuğ-un kalemine sahibim -”: <J’ai la plume de l’enfant> diyorsak, bir “sahiplenme -possession” bahis mevzuudur, <-un, in hali>’nden bahsediyoruz,  durum: “genitif“tir. Yine, bir “préposition”: edat kullanıyoruz.

Bunlar size şu anda bir az karışık gibi gelir, ilerde yine ele alacağız.

 A G G R E E M E N T S   =   Uyum’lar :

Fransızca!da, cümle içinde,

(1) “fiil”(verbe) ve “özne” (Subject): <sayı> ve “kişi”lere göre;
(2) “sıfat” (adjective) ve “isim” (nome): Gender-cins ve sayı’ya (number) göre;
(3) “zamir” “pronoun” ve “öncel” (antécédent) lere göre değişirler. Bunları sırası gelince işaretleyeceğiz.

                    Şimdi size bazı “sözcükler”  – vocabulaire verip, bazı basit cümleler yapmanızı rica edceğiz. Başlangıç olsun diye, şimdilik, altlarına doğrularını da vereceğiz ki yaptığınızdan emin olun.

                                                       VOCABULAIRE  (Sözlük)

          aussi :  dahi, de                                        la chaise : iskemle
          est : dır, dir                                              non : hayır
          devant : önünde                                      avec : ile
          le crayon : kurşun kalem                       la plume : mürekkep kalemi
          et : ve                                                        le livre : kitap
          le papier : kağıt                                        o.u. : nerede?
          voici :  burada                                           th.e.re : orada
          sur : üzerinde                                            l’encre (f) : mürekkep
          la table : masa                                           fen.e.tre (f) : pencere
          pour :  için                                                  aller : gitmek

                                                          Çalışma  (exercise)  1

           1. Kitap nerede (dir)?                             2. Kitap (işte) burada!
           3. Masa nerede (dir)?                             4. Masa (işte) orada!
           5. Kağıt nerede (dir)?                              6. Kağıt (işte) burada!
           7. Mürekkep nerede (dir)?                     8. Mürekkep orada masa üstünde!

                                                     Les réponses (f, m) -  Yanıtlar

            1. O.u. est le livre?                                   2. Voici le livre.
            3. O.u. est la table?                                  4. Voil.a. la table.
            5. O.u. est le papier?                                6. Voici le papier.
            7. O.u.  est l’encre?                                   8. Voil.a. l’encre sur la table.
     
                                                  (La DEUXIEME LEÇON
                                                                 İkinci Ders    

II.  (Les) Indefinite Articles  =   B e l i r s i z  Harfitarif’ler
                                                                                                                                                            
                       (Herhangi) “bir” ‘A‘ or ‘un‘ =  (eril-masculine) isimden önce
                                                              ‘une‘ =  (dişi-feminine)   isimden önce

                        Un livre et une plume         :   Bir kitap ve bir tükenmez kalem
                        Un homme , une école         :   Bir adam,  bir okul

                                                VOCABULAIRE  (Sözlük)
                       
                        aussi :  dahi                                 la chaise :   iskemle 
                        la fen.e.tre :   pencere                la porte :   kapı
                        le tableau  : resim                       avec :   ile
                        devant  :   önünde                       derri.e.re  :  arkasında
                        qui ? :  kim?                                  montrez-moi! : bana gösteriniz!
                        j’ai :  Benim var                           vous avez : sizin var
                                  
                                                          Çalışma  (exercise) :  2
                        1) İşte bir kapı ve bir de pencere
                        2) Bana kapıyı gösteriniz!
                        3) Bana pencereyi gösteriniz!
                        4) Bana bir iskemle ve bir masa gösteriniz!
                        5) İşte orada masanın önünde bir iskemle
                        6) İşte orada kapının arkasında bir resim
                        7) Benim bir kurşunkalemim ve sizin bir kitabınız var.
                        8) İşte mürekkep ve mürekkep kalemi masanın üstünde
                                                 Réponses  (yanıtlar)
                                                  
                        1)  Voici une porte et aussi une fen.e.tre
                        2)   Montrez-moi la porte!
                        3)   Montrez-moi la fen.e.tre!
                        4)   Montrez-moi une chaise et une table.
                        5)   Voil.a. une chaise devant la table.
                        6)   Voil.a. un tableau derri.e.re la porte.
                        7)    J’ai un crayon et vous avez un livre
                        8)   Voici l’encre avec la plume sur la table.
                                                                       —–                                                       TROISIEME LEÇON
                                                              p l u r a l s
                   Genel Kural :  Fransızca’da “çoğul=plural” işareti, ’s’ harfidir. Bu, sözcüklerin sonuna getirilir (Articles, Names ou Adjectives)
                              Singular:                                                       Plural :
                        
                       Le livre :   kitap                                             Les livres :   kitaplar
                       La maison :   ev                                             Les maisons :  evler
                      İstisna‘lar :                  a)  Tekil şekilleri  ‘s, x, ve z‘ harfleriyle biten sözcükler, çoğul’da aynen kalırlar:
                        Le revers : ters; başarısızlık; giysinin yaka’ya yönelik kıvrımı-klapa: les revers Le nez :  Burun;  les nez; L’époux :  Koca;  les époux.
                  b) Sonları -başlangıçta da belirttiğimiz gibi-, <au, eau, eu, ou> ile biten sözcüklerin ‘çoğul’ları, sonlarına ’s’ yerine’ ‘x‘ eklemekle yapılır:
Le noyau :  çekirdek; les noyaux;        Le cadeau : hediye; les cadeaux,
Le feu : ateş ;  les feux;                            Le bijou :  mücevher;  les bijoux.
 Dikkat:  “ou” ile bitip de Pl.’de <x> alan sözcükler toplu topu yedi tanedir:
 le bijou : mücevher;  le caillou: çakıl taşı   le chou: lahana,     le hibou: baykuş
 le joujou : oyun, oyuncak                             le genou: diz            le pou: bit
 
               c)   ”ou” le biten tüm sözcüklerin “çoğul”ları, ’s’ ilavesyle yapılır:
                      le fou: deli                                                    les fous: deliler
                      le verrou: kapı-pencere sürgüsü             les verrous: sürgüler
        
                       <Bu bölümdeki kurala istisnalar: 
Le landau:  Eski ‘kupa arabası’, bugünkü ‘çocuk arabası’; pl.: le landaus
Le sarrau :  Köylü kaputu ; pl.: les sarraus
Le
pneu : Otomobil lastiği : pl.: les pneus
               d) Başlangıçta da tesadüfen gösterildiği gibi , “al” ile biten sözcüklerin ‘çoğul’ları “aux” olarak düzenlenir:
                   Le cheval (lö şöval) : at ,   pl.: les chevaux  (lö şövo – atlar)
                   Bu çok genel kurala itaat etmeyen, yani yine aykırı kalan sözcükler ise şunlardır -bu demektir ki, bu sözcükler, çoğul yapıldıklarında sona “s” alır:
                   aval (m) : borç ödeme güvencesi; bir akarsuyun gittiği yön
                   bal (m) : balo;     carnaval (m) : insan ya da hayvan resmi geçidi, büyük eğlence;                      chacal (m) : çakal,             chloral (s) : klör’lü;
                   copal (m) : vernik yapmada kullanılan bir tür reçine
                   festival (m) : şenlik ;  gavisal (m) : Hindistan timsahına ait ;                
                   narval (m) : Deniz gergedanı (Balinagillerden);  nopal (m): Frenk inciri;        pal (m) : kazık;      régal (m) : şölen, ziyafet;        santal (m): sandalağacı;            serval (m) : Afrika yabankedisi;  bancal (s): eğri bacaklı
                   b.o.réal (s) : Kuzeye doğru;             choral (f): dinsel ezgi
                   fatal (s) : öldürücü, uğursuz;           final (s) : son; sonuncu
                   glacial (s) : (dondurucu, soğuk;  Zone glacial: kutup bölgesi)
                   initial (s) : başlangıç;                        natal (s) : doğum yerine değgin
                   naval (s) : denizciliğe değgin;          tombal (s) : gömüte değgin
                                                                                 pierre tombale (f): mezartaşı
Not: “Banal“  (sıradan, adi) sözcüğü,  “sıradan fırınlar: fours banaux“da; ve,           “val” (m) Koyak, dere içi sözcüğü de, <dereden tepeden…>in çoğul’unda, “aux” alır: <par monts et par vaux>.
                   e)  “ ail” ile biten sözcüklerin “çoğul”ları, “ail”in yerine “aux
 getirmek yoluıyla yapılırlar. Tüm dilde, bu konuda yalnızca yedi sözcük vardır:                   le bail :  kira                       -              les baux : kiralar
                   le corail : mercan              -              les coraux : mercanlar
                   l’émail  (m) : mine              -             les émaux :  mineler
                   le soupirail : bodrum penceresi -   les soupiraux : bodr. pencereleri
                   le travail : iş, çalışma        -             les travaux : işler
                   le vantail : pencere-kapı kanadı-  les vantaux : kapı-penc. kanatları
                   le vitrail : vitray                            -  les vitraux  : vitray’lar
Özel not:  “travail” sözcüğü “travails” şeklinde yazıldığı zaman, “nalbantların hayvanları nallamak için kullandıkları alet anlamına” gelir.
XVII.yy.’da: “Ministre de Travails” = Çalışma Bakanlığı, denirdi,  bugün ise:
                       “Ministre des Travaux” denmektedir. 
   ”Çoğulları olmayan sözcükler” :
     Bunlar ya ‘fiil mastarı” (infinitive) ya da “soyut” (mücerret-abstrait) sözcüklerdir:                    le dormir : uyku;                 la justice:  adalet;
                                            la chimie : kimya;               l’or : altın
   “Tekilleri olmayan Sözcükler“:
     Les fiançailles (Le fiansay) : Nişan merasimi;
     Les funérailles (Le Füneray) : Cenaze alayı
                 
                                                                     *        *
                                                       QUATRIEME LEÇON
                                                            (Dördüncü Ders)
                                    Present Indicative of AVOIR  (Malik olmak)
                                    J’ai :  Benim var, ben malikim
                                    tu as :  Senin var, sen maliksin
                                    il, elle a  : o: (m, f)’nun var                                    Nous avons : Bizim var, biz malikiz
                                    Vous avez  :  Sizin var, siz maliksiniz
                                    Ils, elles  ont : Onlar: (m, f. pl.)’ın var, onlar maliktirler
                                    N e g a t i f (Olumsuz) hali yapmak için:
                                   ”Süje” den sonra <ne>, ve “fiil-verb”den sonra <pas> konur:
                                    Je n’ai pas                  -         Ben malik değilim
                                    tu n’as pas
                                    il, elle n’a pas                                    nous n’avons pas
                                    vous n’ avez pas
                                    ils, elles n’ont pas
                                            Présent Indicative of  ETRE (Olmak)
                                        Je suis                     :   Benim
                                        Tu es                        :    Sensin
                                        Il, elle est               :    O’(m,f)dur
                                        Nous sommes       :    Biziz
                                        Vous .e.tes              :    Sizsiniz
                                        Ils, elles sont         :    Onlar(m,f)dırlar
                  
              Olumsuz yapmak için de, yine yukarda gösterildiği gibi, “ne” <süje> ile <verb” arasına , “pas” da “<fiil>den sonra yerleştirilir:
                                        Je ne suis pas              -       Ben değilim 
                                        Tu n’es pas
                                        Il, elle n’est pas
                                        Nous ne sommes pas
                                        Vous n’.e.tes pas
                                        Ils, elles ne son’t pas
                    
      The Possessive Adjectives :  İYELİK SIFATLARI
                          MASCULINE                 FEMININE                 PLURAL
                           mon   (benim)              ma                                mes
                           ton     (senin)                ta                                  tes
                           son     (onun)                sa                                  ses                           notre  (bizim)              notre                            nos
                           votre  (sizin)                votre                            vos
                           leur     (onların)           leur                               leurs
                                                            VOCABULAIRE
                 affaires (f. pl.) : şeyler, işler                    aujourd’hui :  bugün
                 él.e.ve : öğrenci                                         bon : iyi
                 monsieur : bay                                          madame : bayan
                 mademoiselle : genç kız                           la fille : kız
                 le garçon : erkek çocuk                           autre : diğer
                 mais : fakat                                                ici : burada
                 la salle : room                                            soeur (f) : kız kardeş
                 fr.e.re (m) : erkek kardeş                        oui : evet
                 no : hayır                                                    dans : içinde
                 sur : üzerinde                                             sous : altında
                 voici : işte (yakın için)                              voila : işte, orada (uzak için)
                 o.u. est? : nerede (dir)                             entre : arasında
                 devant : önünde                                        derri.e.re : ardında
                 il y a : vardır                                              il n’ya pas : yoktur
                 facile :  kolay                                             maintenant : şimdi
                 rencontrer : rastlamak                           ensemble : beraber
                 raconte : anlatmak, hikaye etmek        arriver: vasıl olmak, gitmek
                 difficile : güç                     %C



Yorum yapın

XHTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>