Roman Dilleri II : LATİNCE
-1-
ROMAN Dilleri :
L A T İ N C E
Latince denince akla hep eski ROMA İMPARATORLUĞU gelir. O dil, Hıristiyanlık gibi oraya sanki kendi eviymiş gibi yerleştiği gibi; yüzyıllarca o lisan işlendi, entellerin ve en büyük dini meclis ve oluşumun: Papalık resmi dili olarak değişmeden kaldığı gibi, gerek İtalya’da ve gerekse Avrupa’nın diğer ülkelerinde yeni ‘Devlet’ler kurulup kendi benliklerini ve bunun özel bir göstergesi olan yeni resmi “dillerin” gelişimlerine karşın, Yeni Çağlara kadar ulemanın ve entellerin temel dili olarak kaldı; birçok eserler, nüfus kayıtları, doğum ve ölümler, resmi ve gayrı resmi hükümler, o sayede kaybolmadan kilise kayıtlarında yaşadı. Bugün müzelik bir dil olmasına karşın, önünde saygı ile eğilmemiz gerekir.
*
L a t i n c e, ilk ortaya çıktığında, İtalya’da, Tiber nehrinin ağzında, küçük bir topluluğun dili idi. Güneylerinde ve doğularında FALISCAN’lar akraba bir lisanla konuşuyorlardı, keza, SABINE’ler ve SABELLIAN’lar; Latince’nin Indo-European bir dalı olan “OSCAN”ı kullanıyorlardı fakat ileri derecede farklıydılar. Kuzey-doğu’da yerleşmiş UMRIAN’larda, kendilerine özgü bir İtalyanca konuşuyorlardı.
Onlara karşın, Indo-European ve İtalyan olmayan ETRUSCAN’lar, tamamen farklı bir dil kullanıyorlardı. Yukarı-Kuzey İtalya’nın PO vadilerinde, Celtic’çe konuşan GAUL’ler; güneyde ve Sicilya’da, Yunanca konuşan kavimler yaşıyordu. İtalya’nın diğer bölgelerinde, artık tarihe maolmuş fakat hiçbir zaman yaşadıkları lokal’in dışına çıkıp tarihe iz bırakmamış, ‘farklı’ dil konuşan topluluklar vardı: LIGURIAN’lar, RHAETIC’ler, VENETIC’ler, MESSAPIAN’lar ve SICEL’ler gibi.
Latince, ayakta kalabilnek için, en kudretli hasımları ETRUSCAN’lara karşı savaşmak zorunda idiler. Bu kavim, tarihlerinde bir kez, Roma’yı zaptedip kendi TARQUINIAN Krallığını kurmuşlar, ama kısa bir zamanda Roma Cumhuriyeti savaşçıları atarfından silinip atılmışlardı. Bu savaşçılar, Gaul’lere ve bizzat kendi içlerinden çıkan SABIN ve SABELLIAN kraliyet mensuplarını da kapı dışarı atma başarısını gösterebilmişlerdi. Böylece, M.Ö. III. y.y.’ın ortalarında, ROMA Cumhuriyeti, İtalya’nın geniş bir kısmında mutlak hakimdi: Etrüsk’ler itaat altına alınmış; Umöbrian’lar ve Oscan’lar, şurada burada yaşayan Yunan grupları dostane bir ilişkiyle kontrol altına alınmıştı. Roma’nın gözü artık Akdeniz’de büyük bir deniz kudreti ve hakimiyeti hissettiren KARTACA’ya dönüyordu.
*
Böylece, LATİN dili, M.Ö. V. y.y.’da İtralya’ya girdiğinde, basit, kaba, askerlik ve ziraat mensuplarının ürünü, incelik, sentaks ve zengin bir vokabülerden masun bir dil görünümündeydi. Üstelik, tipik İndo-European dilini niteliyen karmaşıklıkları da içeriyordu. Daha ziyade işlem-iş bitiren, “sosyal sonlandırmaları” iyi ifade edebilen, edat-öntakı’lardan ve sözlük düzeninden eksik; çok uzun çekimli sesli-ünlü’leri içeren harflerle sonanmış; İngilizce’de bolca ve rahatça kullanılan -ve dili zenginleştiren- ch=ç, sh=ş, ‘joke’taki ‘j’, ‘th’ deki ‘dı’ gibi konuşmastini biçimleyen yeniliklerden uzaktı.
Bölüm I-Latince’de de bahsedildiği gibi, M.Ö. V. y.y.’de, ilk Latin yazılı kemer, Praeneste yakınlarında, üzerine “Manos med fhefhaded Numasioi“ kah’edilmiş ifadeyle bulunmuş, sonra da daha anlaşılır: (Manius made for Nummerius)yazısına çevrilmişti. Dil bir kez kullanılmaya başladıktan sonra, M.Ö. III: y.y.’da SCIPIO’nun mezartaşında, oluşan düzelme ve incelme kendini gösteriyordu:
<Honc oino ploirume cosentiont Romai dionoro optumo fuise virom Luciom Scipione>(Romalı’ların çoğu, Lucius Scopio’nun, Roma’nın ‘iyi’lerinin ‘en iyisi’ olduğunda müttefiktirler!)
Roma’nın Kartaca (Carthage) ile giriştiği savaşlarda elde ettiği zaferler, Latince’nin Sicilya, Sardinya, İspanya ve Kuzey Afrika’ya ve daha nezih ve bilgili İtalyan ve Yunan şehirleri arasında daha popüler olmasına yaradı. Yunanistan, Küçük Asya ve Balkan’ların isitilası hem daha genel, popüler, daha bütünleşmiş, zenginleşmiş klasik bir dile döndürdü. Yunanca’dan “hora” (saat), “teathrum” (tiyatro), “machine” (makine), “cathedra” (oturacak yer), “schola” (okul), “theasaurus” (hazine); Etruscan ve Oscan’dan “wine” (şarap), “ox” (öküz), ve “wolf” (Lupus yerine- kurt) sözcükleri, günlük konuşma lisanına girerek onu evrenselleştiridi.
Klasik Latince, en parlak devrini M.Ö. I. y.y.’da CAESAR, CICERO ve VIRGIL sayesinde yaşayıp, yüksek düzeyini hiç olmazsa üç yüzyıl daha sürdürdü. Artık şiirler, felsefi düşünceler, hatta yasal ve militer terimler, yükzek sınıfın ağzında yer aldı. CAESAR’ın şu askeri bildirisi, o zamanın kültür lisanının tipik bir örneği oldu:
<Gallia (GULL) est omnist divisa in partes tres, quarum unam incolont BELGEA, aliam AQUITANI (*), tertiam, qui ipsorum lingua CELTEA, nastra GALLI appelantur!> (All Gaul-GAL’LER, üç kısma ayrılmıştır; bir kısmı ki üstünde Belçikalı’lar yaşar; diğeri ise AQUITANIAN’lar; Üçüncüsü ise Gal’lerin, kendi SELTİK dillerini kullanan Seltik’ler “Celts” )
(*) AQUITAIN (Akitanya): Güney Fransa’da, 3. y.y.’dan sonra GUYENNE olarak tanılan bir dükalık. Romalılar zamanında, Akitanya, Galler’in, Pirenerler ile Garonne eyaleti arasında yayılan araziye verilen isimdi. Bu arazi, M.S. 1152′de, Akiten Kraliçesi ELİZABETH’in İngilere Kralı II. HENRY ile evlenmesiyle İngiliz himayesine geçti. Mamafih bu geniş arazi, “YÜZYIL SAVAŞLARI” (1337-1453) sonunda tekrar Fransız hakimiyetine girdi. (İ.E.)
______________
V. Yüzyıldan başlayarak, başlarında “Ostrogotlar” ve “Vizigotlar”ın bulunduğu b a r b a r l a r ı n istila ve saldırılarıyla, Roma İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu. Güzelim Latince de, bundan nasibini aldı, örnekler:
Anglo-Saxon’ların “wed” -evlenme-, <wedjo>ya,
“hate” -nefret- <hatjan>a,
“wise” -akıl, us- <wisa>ya,
”horse-groom” -seyis- <marah-skalk>aa, sonraları “mareşal”a;
”mare”-kısrak, <kausjan>a, daha sonra Fransızca’daki:
<choisir>-seçenek’e döndü.
Böylece, bir zamanlar, Franszıcada’ki kibar “Madam”a ayni incelikteki “mea domina” çekirdek sözcüğünü veren Latince, klasını ve inceliğini kaybederek, Klasik Latin’i insanlık ve tarih namına sadakatle saklıyan ve koruyan Kilise haricinde, “P r o t o – R o m a n c e” denen avam, dejenere bir şekle döndü ve birçok kültürler gibi, zamanla eriyip gitti.
Latince, bugün “ölü dillerden biri” diye anılmasına karşın, yüzyıllarca, entel kişiler arasında, bir ayrıcalık yaratmıştı.. Buna çok düşkün olan Lord (George Gordon) BYRON <1788-1824>, “Peppo”sunda, bakın Latince’nin yumuşaklığı için ne diyor?
“I love the language, that soft bastard Latin,
Which melt like kisses from a female mouth.”
Çevirisi:
“Lisanı seviyorum, şu ‘piç’ Latin’i
Bir kadının ağzından eriyip çıkan öpücükler gibi!”
Bu tür hisler, Roma İmparatorluğunun yıkılışını izleyen karanlık günlerde, “Latince’nin nesebi -soyu, geleceği ne olacak?” anlamında, halkın zihninde bir ezgi gibi kaldı. Ama Latince’nin mirası, o gelmiş geçmiş imparatorlukların en kudretlisinin sessiz izleyicileri olarak hemen hemen dünyanın her köşesinde, sessiz bir mabet gibi dikilmiş duruyor. Veyl göremeyene!
Latince öğreten “Linguaphone” kitapçıklarından biri de LATİNCE için şöyle der: “Latin is a dead language. As dead as it can be. First, it killed the Romans, now it’s killing me.” <Latince, ‘ölü’ bir lisandır: Olabildiği kadar ölü. İlk önce o Romalıları öldürdü,
-2-
şimdi de beni!> Aynı kitapçık, Latince’nin ilk kez M.Ö.500 civarlarında, bir pantolon kayışının üzerinde şu sözlerle belirmişti: “Manius made me for Numerious” <İnsan tarafından birçok kimseler için yapılmıştır!> Ama aynı dil, M.S. 1. y.y.’da, ünlü filozof ve şairler CICERO ve VERGIL(ius) ve CEASAR’ı evlat edinen ve onun BRUTUS tarafından hançerlenmesinden sonra krallık tahtına oturan Roma’nın İlk İmparatoru AUGUSTUS devrinde “Golden Age of Latin Literature” <Latin Edebiyatı’nın Altın Çağı> diye anılacaktır. Edgar Allan POE’nun tarihe geçen sözleri, Eski YUNANLILAR’ın ve ROMA’nın büyüklüğünü, Latince’ye atfeder. KATOLİK KİLİSE de, hem vak’anüvis olarak tarihi eserlerin korunmasında ve gerçek insanlık tarihinin sosyal açıdan (evlenme, doğum, ölüm, bağışlar vb.) değişmez, kaybolmaz kayıtlarını muhafazasını, Latince’ye borçludur.
A L F A B E : Latince’de, onu izleyen birçok dillerde (Örn.: İtalyanca) olduğu gibi, 24 harf vardır:
A (a), ‘ae’: ‘ay’; B (be, ‘t’ or ’s’den önce: p -”urbs”<kent>, ‘örps’), C (ke: Cicero: ‘Kikero’)(ke), D (de), E (e;’ei’:’ey’; F (fe), G ’sert G’; H ‘ha’, I‘i’; K ‘ka’; L ‘le’; M ‘me’, N ‘ne’; O ‘o’, ‘oe’: ‘0′; P ‘pe’; ‘Q‘: ‘Qu’ ile: ‘kv’; R ‘re’; S ’se’; T’te’; U ‘u’, ‘ui’:’uy’; V ‘u’ genellikle; X ‘ks’; Y ‘ü’; Z ‘ze’-çok ender rastlanır-.
Görülüyor ki olmayanlar: yumuşak ’sesli-vokal’ler: i,ö,ü; sessiz:ğ.
Beş sesli-vokal’i var: a, e, i, o, u. (y), yumuşak Latinceye giren sözcükler içinde ’sesli’ görevi görür. Modern alfabe’lerdeki ‘w’, isim olarak iki ‘u’, ve şekil olarak iki ‘v’den ibarettir, ama Roman alfabesinde yoktur. Zihinleri karıştırabilecek diğer şey: ‘U’ ve ‘V’ nin yalnızca ‘U’ şeklinde temsil edildiğidir. ‘Q’, yalnız yazılmaz, ‘Qu’ olarak geçer ve (k) olarak telaffuz edilir. Keza ‘c’, Türkçedeki ‘c’den farklı olarak ‘k’ gibi tellafuz edilir. Roma yazısı soldan sağadır -Etrüsk’ler tarafından bu yöne çevrilmiştir- ve cümlelere büyük harflerle başlanmaz, her şey küçük harflerle yazılır. Diğerlerinden farklı olarak bu dilde Büyük harflerin kullanılışı, Eski Çağların sonunda ve Orta Çağlar’da görülmeye başlanmıştır.
-3-
Latince’de her harf okunur; “Birleşik harf’leri”n bazılarını yukarda alfabe’de gördük, daha fazlasını ilerde sırası gelince göreceğiz, yalnız başlangıçta en önemli olan: “ae” kombinasyonunu not edelim: Ayni Latince bileşimini, İngilizce okuyacaksanız, Türkçedeki “i” gibi telaffuz edersiniz, ama bizler bunu Latince’de görünce ‘e’ diye okuyacağız. Bu çok önemlidir, zira ‘e’ harfi, Latince’de çoklukla ‘tekil’i ‘çoğul-plural‘ yapan bir ektir. Örneğin:
A. NOMEN (isimler): Via: Yol (f) ; Viae: Yollar.
Diğer dillerden farklı olan bir gramer yapısı da, Latince’de, cümle başlıklarında sözcüklerin (harfi tarifler, örneğin ‘the’ vb.) taşımamasıdır.
Latince’de v u r g u , eğer sözcük iki heceden oluşmuşsa, stres ilk hece üzerinedir: ‘quo – ta.’ (quota). Eğer üç hece’den oluşmuşsa, ikinci hece üzerinedir: pla – ce – bo (plasebo).
Latinede sözcükler, birçok diğer Roman dillerinde olduğu gibi :
1) er-erkek (masculinum),
2) dişi (femininum), ve
3) nötral (neutrum)’ durlar. Bunları baştan ezberlemeniz gerekir.
B. VERBUM (Fiiller):
Ben okulda yalnızca ‘Fransızca’yı sistematik olarak okuduğum için, gramer’ini en iyi bildiğim dildir. Diğerlerini de okurken, öğretmenlerimiz, “basit cümle” kurgusunu öğretmeye kalktıklarında, ilk yaptıkları iş, “OLMAK” fiilini öğretmekti. Biz de aynen böyle yapacağız:
(Fr.:’Etre‘; İng.:‘To Be‘; Alm.:’sein‘; İtal.:’essere‘; İsp.:’estar“, Port.:’estar‘) fiilinin çekimini yaptırmak idi. Şimdi biz bunu L a t i n c e için yapacağız.
-4-
SUM = ESSE : Olmak A. (Preasens - Şimdiki zaman)
a. <Praesens><indicative present>
sum : (ben)im (Cogito ergo sum!) = “Düşünüyorum,
es : (sen)sin o halde varım!” – Descartes.)
est : (dır)-o-
su‘mos : (biz)iz
es‘tis : (siz)siniz
sunt : (onlar)dır
b. <Imperfectum><imparfait>
(Active Imperfect) = Geçmişi
hikaye etmek
e’ram : Ben -idim- <yapıyordum>
e’ras : Sen -idin-
e’rat : O -idi-
era’mus : Biz -idik-
era’tus : Siz -idiniz-
e’rant : Onlar -idiler-
c. <future =futu’rum> = Gelecek
e’ro : Ben -olacağım- <yapacağım>
e’ris : Sen -olacaksın-
e’rit : O -olacak-
e’rimus : Biz -olacağız-
e’ritis : Siz -olacaksınız-
e’runt : Onlar –olacaklar-
-5-
İkinci önemli fiil: HABERE
MALİK OLMAK) tır. Bunu da L a t i n c e için yapalım: (Fr.:’Avoir‘; Ing.:’To have‘; Alm.:’haben‘; İta.:’avere‘; Spa.: ’haber‘; Port.:’ter‘)
HABERE : Malik Olmak
ha’beo : Benim var a) Praesens (Present) :
ha’bes : Senin var -şimdiki zaman-
ha’bet : Onun var
habe’mus : Bizim var
habe’tis : Sizin var
ha’bent : Onların var
habe’bam : Benim -var idi- b) Active Imperfect
habe’bas : Senin -var idi- <imparfait> = Hikaye etmek habe’bat : Onun -var idi-
habeba’mus : Bizim -var idi-
habeba’tis : Sizin – var idi-
habe’bant : Onların -var idi-
habe’bo : Benim olacak c) (Future = futu’rus
habe’bis : Senin olacak -Gelecekte-
habe’bit : Onun olacak
habe’bimus : Bizim olacak
habe’bitis : Sizin olacak
habe’bunt : Onların olacak
-6-
Diğer dillerde (İng., Fra. etc.) olduğu gibi, LATİN’cede de, “Habere”ye
hemen hemen eşdeğer bir fiil vardır: (POSSE = Muktedir olmak); bunları karıştırmamalıdır; “posse”, bir “iktidar arzusudur, belirtisidir”, “habere” halihazırda elinde olan ieydir. Örneğin:
“Possum dicere” (Possum diçere) = söyleyebilirim (söylemeye muktedirim!)
(Fr.:’Posséder‘; Ing.:‘To possess‘; Alm.:’Besitzen‘; İta.:’possedero’; İsp.:’poseer‘, ‘tener‘; Port.:’possuido‘)
Onun çekimi de şöyledir:
POSSE : Muktedir olmak (Praesens – Şimdiki zaman)
(Indicativus Activus Praesens)
pos-sum : Ben yapabilirim
pos-es : Sen yapabilirsin
pos-est : O yapabilir
pos-sumus : Biz yapabiliriz
pos-estis : Siz yapabilirsiniz
pos-sunt : Onlar yapabilirler
Çok kullanılan “fill”lerden bazıları :
parare : hazırlamak amare : sevmek
compare : hazırlanmak, beraber olmak
desere : durmak portare : taşımak
ludere : oynamak accusare : itham etmek
probare : onaylamak scribere : yazmak
*
-7-
Şimdi size birkaç “sıfat” (Adiectivum) verelim de, artık küçük ‘cümle’ler yapmaya başlayalım:
bo’na : iyi, bonüs lon’ga : uzun
mag’na : büyük no’va : yeni, acemi, yabancı
par’va : küçük ve’ra : doğru
mul’ta : çok la’ta : geniş
Örnekler:
Sicilia est insula - Sicilya bir adadır
Insula est magna - Ada büyüktür
Via longa est bona - Uzun sokak güzeldir
Viae longae sunt bonae - Uzun sokaklar güzeldirler
*
Fiillerin -sözcüklerin bitiş şekillerinin- gruplanmasını, dört belirli-düzgün (regular) olanlarının çekim ve zamana uyum şekillerini yakın gelecekte göreceğiz. Latince’de de, diğerlerinde olduğu gibi, “düzensiz (irregular) fiiller de bulunmaktadır ve bunların da başlıcalarını inceleyeceğiz. Gramer’in Fransızca’ya benzerliği sizleri hayrete düşürecektir. Bazı tekrarlar zaruri olacak, ama prensip olarak, her dil’i kendi branşı altında incelemeye devam edeceğiz. İkinci kez çalışmak istediğinizde, konuları lütfen “her dilin kendi ayrı bölümü” içinde çalışmaya devam edeceğiz; bu demektir ki, diğerlerini okuyun ya da okuyun, bir dili izliyorsanız, gelecek sefer, bir önce bıraktığınız yere dönmeniz gerekecek. Bizim tavsiyemiz, hepsini çalışmasanız dahi, gerçek arzumuza kavuşmak için, hepsine her zaman göz atabilmek en yararlısı olacaktır.
Yine, kural olarak, her ders her dilin altına, ona özgü sözcük ya da tarihten ünlü deyim ya da mesaj’ları bilgi hazinenizi zenginleştirmek için, bazı sözcük ve deyimler ekleyeceğiz.
-8-
Ezberlenecek sözcükler:
agricola (m) : köylü, çiftçi schola (f) : okul
amica (f) : kız arkadaş anne (f) : mater
ada (f) : insula baba (m) : pater
gül (f) : rosa ana-baba (m) : parens
lingua (f) : dil terra (f) : arazi, dünya, toprak
filia (f) : kız çocuk kardeş : frater (m), soror (f)
Önemli deyimler ve sözler :
.Veni, vidi, vici (Sezar’ın Senato’da başarılı olduğu bir münakaşadan
sonra söylediği söz: “Geldim, gördüm, yendim!”
.Sine qua non ”Olmazsa olmaz!” ögesi. Özellikle yasamada, ya da
örneğin tiyatro’da: “Seyirci, tiyatronun ‘olmazsa
olmaz’ öge’sidir!”
.Ad usum proprium ”Kendi şahsıma mahsus; Şahsım tarafından kullanıl-
-ad personam mak üzere..” Özellikle bir hekim kendine bir reçete
yazarsa.
.e pluribus unum “Birçoklardan biri..” – Amerika Birleşik Devletleri
metal paraların üzerindeki yazı.
.a.v. ‘Otorize edilmiş’ (authorized version) – Bible gibi.
.”amicus Plato sed magis ”Platon’u severim, ancak gerçeği daha çok.”
amica est veritas“ ARISTOTELES
* * *
-9-
N O M E N (isimleri), geçmiş derslerde,
a) c i n s l e r’ine (genus) göre, üçe ayırmıştık
I. ‘Erkek’ <masculinum>,
II. ‘Dişi’ <femininum>,
III. ‘Nötral-cinssiz” <neutrum>
b) s a y ı l a r’ına (numerus) göre de, ikiye ayırmıştık
I. ‘Tekil’ <singularis>,
II. ‘Çoğul’ <pluralis>
c) h a l l e r’ine (casus) göre de, Türkçe dahil, hemen hemen tüm dillerde olduğu gibi (6) -altı- sınıfa ayırırız. Bunlar çok önemlidir, zira isimler, bu ‘haller’e göre çekimlerinde farklılık kazanacaklardır.
I. “Nominatif” <nominativus> : Y a l ı n hali
‘Yüklem’i, ‘çekimli fiil’ olan bir tümce’de, ö z n e, kat’i olarak
<nominativus> şeklindedir. Fiil’i yapanın KİM ve yaptığı NE sorularına yanıt verir.
II. “Genitif” <genetivus> : İ y e l i k hali.
İsim tamlama’sının, KİMİN? ve NEYİN? sorularına yanıt vermektedir.
III. “Datif” <dativus> : “-e-hali” ; KİMİN İÇİN? KİME? NEYE? sorularına yanıt verir.
IV. “Aküzatif” <accusativus> : “-i- hali” ; Tümce içinde “nesne”, ‘aküzatif” halindedir, yaptığı soruşturulur. ?KİMİ, ?NEYİ? sorularına yanıt verir.
V. “Ablatif” <ablativus> : NE İLE? sorusuna yanıt verir. Birtakım ‘prepozisyon’ (edat)’larla <praepositio> ile birlikte, örneğin: (in+ablativus) : NEREDE? (in: içinde, üzerinde, arasında) ; (cum+ablativus) : KİMİNLE? (cum: = kum : ile) ; (ex-ablativus) : NEREDEN? (eks: tarafından, dışından) ; (a; ab -ablativus) : KİMİNLE, KİMİN TARAFINDAN? (a, ab : tarafından, uzağından), ek olarak, KİMDEN? KİMİN TARAFINDAN?’ ı yanıtlar.
VI. “Seslenme” <vocalius>: Hitap, seslenme: e y! o y!
———-
-Devam edecek-






















Yorum yapın